top of page
  • Abdulkadir Çelebioğlu

ANARŞİ SEBEP VE ÇARELERİ - 2

«MAKES BULAMAYAN İKAZLAR Bediüzzaman Hazretleri, son senelerde vatanı sarsan tehlikeleri, yıllar önce daha bu tehlikelerin tohumları atılırken görmüş ve tehlikeyi önlemek için bütün azm ve iradesi ile çalışmıştır. O zamanki devlet selahiyetleri, Bediüzzaman’ın bu gayretlerine kulak vermek şöyle dursun, hakiki tehlikeyi bir yana bırakarak güya Bediüzzaman Hazretlerini bir tehlike olarak görmüşler ve onu susturmak için akla gelmedik tertiplere, eza ve cefalara müracaat etmişlerdir. Üstad Hazretleri’nin bir müdafaasından aldığım şu cümle, bu durumu ortaya koymaktadır: “Hem beklerdim ki: Vatanımızda anarşiliğe inkılab eden komünist tehlikesine karşı Nurların hizmeti ne derecededir ve bu mübarek vatan bu dehşetli seyelandan nasıl muhafaza edilecek?” gibi dağ misillü meselelerin sorulmasının lüzumu varken, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan ve hiçbir medar-ı mes’uliyet olmayan cüz’î ve şahsî ve garazkârların iftiralarıyla habbe, kubbeler yapılmış meseleler için bu ağır şerait altında hiç ömrümde çekmediğim bir perişaniyetime sebebiyet verildi.” (Bediüzzaman Said Nursî, Şualar, s. 318) Zamanın idarecileri için memleketin geleceğini kaplayan tehlikeler bir endişe mevzuu teşkil etmiyordu. Komünizm ve anarşi gibi devleti temellerinden sarsacak bir tehlike üzerin de durmak ihtiyacını hissetmeyenler, Üstad Hazretlerinin şahsıyla uğraşmayı kendilerine âdeta vazife edinmişlerdi. Gerçi bu gayretler, Üstad Hazretlerini susturamadı, milletimizin ona olan teveccühünü kıramadı. Fakat bu arada atı alan anarşi de hayli mesafe kat etti..» (Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 24-25)

«Evet, “milleti medenileştireceğiz, terakki edeceğiz” diye düşülen en büyük hata, bu milleti dininden uzaklaştırarak dün yaya sevk etmeye çalışmakla olmuştur. Sanki din, bu milletin ilerlemesine mani imiş, sanki dinine bağlı vatandaşın dünya ile uğraşması mümkün değilmiş, gibi, maddi terakkinin bir şartı, maneviyattan uzaklaşmak şeklinde telâkki edilmiştir. Netice de arzu edilen şey gerçekleşmediği gibi, memleketin emniyet ve asayişi de tehlikeye düşürülmüştür.

Bediüzzaman’ın bu husustaki teşhisinin de en büyük şahidi, bu satırların yazılışından bu yana geçen yarım asrin hadiseleridir. Bediüzzaman Hazretleri, fen, sanat ve terakkiyata ait meselelerde Avrupa’nın taklit edilmesine karşı değildir. Onun muhalefet ettiği şey, fenni ve sanatı bırakıp da sefahet ve batıl fikirlerde Avrupa mukallitliğine saplanmaktan ibarettir. Bu hususta Bediüzzaman, “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida lâzımdır” der ve kendi milli geleneklerinden fedakârlık etmek sizin medeniyetin en üst seviyesine ulaşan Japonlar gibi, bizim de milli ve manevi değerlerimizi muhafaza etmek suretiyle garbın seviyesine erişmemiz icab ettiğini söyler. Bediüzzaman’a göre fen, sanat ve terakkiyat Avrupa’nın değil, umumun malıdır. O, Avrupa’nın sırf İslâm’dan uzaklaşmak için taklid edilmesine karşı çıkar ve der ki: “Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklit edenler, ittiba değil belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz! Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!” (Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, s. 111)» (Mustafa Sungur, Söz Bediüzzaman Said Nursî’nin! Anarşi̇ Sebep ve Çareleri, s. 26-27)


Selam ve dua ile.

Nurani Müdafa

Tanzim ve Tasnif: Abdulkadir Çelebioğlu

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commenti


bottom of page