top of page
  • Abdulkadir Çelebioğlu

MÜNÂCÂT-I ÜVEYS EL-KARANÎ'NİN TERCÜMESİ

Güncelleme tarihi: 20 Eyl 2022

Kısa, kasır ve nâkıs fehmimizle ulvî münâcât olan Münâcât-ı Üveys El-Karanî'den anladığımız mânâları tercüme sûretinde, Nurlar'dan istifâde ederek kaleme almaya gayret ettik.

Niyâzımız şudur:

“Kur’ân-ı Kerîm’den ve Risale-i Nur’dan istifade ile tekmiline bir nümune için kaleme aldığım Tercüme-i Münâcat-ı Üveys El-Karanî’yi, bir ibadet-i tefekküriye olarak, Rabb-i Rahîm’imin dergâhına arz etmekte kusur etmişsem, kusurumun affı için Kur’ân-ı Kerîm’i, Risale-i Nur’u ve Münâcât-ı Üveys El-Karanî’yi şefaatçi ederek rahmetinden affımı niyaz ediyorum. Âmin.”


“Evet bütün mevcudat, güya lisan-ı hal ile Veysel Karanî gibi şöyle münâcat ederler, derler ki:


Yâ İlahenâ! Rabb’imiz sensin! Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin.


Hem sensin Hâlık! Çünkü biz mahlukuz, yapılıyoruz.


Hem Rezzak sensin! Çünkü biz rızka muhtacız, elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin.


Hem sensin Mâlik! Çünkü biz memlûküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek mâlikimiz sensin.


Hem sen Aziz’sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz.


Hem sensin Ganiyy-i Mutlak! Çünkü biz fakiriz. Fakrımızın eline yetişmediği bir gına veriliyor. Demek gani sensin, veren sensin.


Hem sen Hayy-ı Bâki’sin! Çünkü biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde, bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.


Hem sen Bâki’sin! Çünkü biz, fena ve zevalimizde senin devam ve bekanı görüyoruz.


Hem cevap veren, atiyye veren sensin! Çünkü biz umum mevcudat, kàlî ve hâlî dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerlerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren sensin. Ve hâkeza… (*)


Bütün mevcudatın küllî ve cüz’î her birisi birer Veysel Karanî gibi bir münâcat-ı maneviye suretinde bir âyinedarlıkları var. Acz ve fakr ve kusurlarıyla, kudret ve kemal-i İlahîyi ilan ediyorlar.(Mektubat, s. 269-270)


(*)

(Buradan sonrası tarafımızdan tercüme edilmiştir.)


Hem Sen Kerîm’sin! Sahib-i şeref ve ihsansın, a’la olan sensin. Çünkü biz seyyiat ve masiyet içinde bocalıyoruz; demek şeref ve haysiyet Senden geliyor. Demek Kerîm olan Sensin, bize ikram eden Sensin.


Hem Sensin Muhsîn! Ebedî ihsan sahibisin. Biz ise seyyiata düçâr olan abdleriz. Biz nedâmet edip Sana tevbe edince bize kapıları açan Sensin. Demek ihsan-ı muazzamanla bizleri affeden, ebedî hüsünler bahşeden Sensin.


Hem sen günâhları af u mağfiret eden Ğafur’sun! Biz ise hatiatı ve seyyiatı kesrette olan muznibleriz. Eğer bizleri huzuruna kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen zaten o senin şanındır. Çünkü Sen Erhamü’r-Râhimîn’sin. Eğer kabul etmezsen senin kapından başka hangi kapıya gidelim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak Mabud yoktur ki ona iltica edilsin! Bizi affedecek olan yalnız sensin!


Hem Sensin azamet ve kibriya sahibi olan Azîm! Sensin ki her şeye kadîr. Çünkü azamet-i İlâhiyen ile biz hakîr ve âsi olan kullarına Rahîm ismin ile tecellî edip bizleri huzuruna alan sensin.


Hem Sen Kavî’sin! Havl ve kuvvetin kainatı teşmil etmiş, bütün mahlukatı zabt ve idare altına almış olan sensin. Çünkü biz aciz ve zayıfız; fakat bu acziyet ve za’fiyetimize rağmen bizde bir kuvvet tezahür ediyor. Demek havl ve kuvvet Senden geliyor.


Hem Sensin kâinatı hediye-i rahmeti ile dolduran ve matlubları en ahsen sûrette karşılayan Mu’tî! Çünkü biz ahval ve akvalimiz ile daima Sana yalvararak Senden istiyor ve Sana dua ile iltica ediyoruz. Demek i’ta eden ve hediye veren Sensin.


Hem Sen va’dinde hulf etmeyen, kavlinde sâdık olan ve Sana güvenenlerin güvenini âtıl bırakmayan Emîn’sin! Çünkü biz havf ve adem-i emniyet içindeyiz; Sana güvenip, dayandığımızda bütün korkulardan emîn oluyoruz. Demek emn ü emanet veren Sensin. Bizi korkulardan emîn kılan hiç şüphesiz Sensin.


Hem sensin Cevvâd-ı Müteâl! Çünkü biz miskiniz, hayat levâzımatını elde etmekten aciziz. Fakat bu acziyetimizle beraber bir Ğaniyy-i Ale’l-ıtlak’ın hazinesinden gelenlerle zenginlik içerisindeyiz. Demek sehavet sahibi olan Sen bize ihsan ediyorsun.


Hem dualarımıza icabet eden Mucîb’sin! Çünkü biz ahval ve akvalimiz ile fiilî ve kalî dua edip istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Demek dua ve matlubumuza icabet eden Sensin.


Hem Sensin maddî ve mânevî hastalıklarımıza her daim şifa veren Şâfî! Çünkü biz maddî ve mânevî hastalıklara düçârız. Her türlü hastalığımızdan şifa bulduğumuz zaman senin Şâfî isminin tecellilerini müşahede ediyoruz. Demek her türlü hastalığımıza şifa veren yalnız Sensin.

Selam ve dua ile.

Nurani Müdafa

Yazar: Abdulkadir Çelebioğlu


Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page