top of page
  • Yazarın fotoğrafıNurani Müdafa

Üstâd'a Mektup - 2

Aziz, Mübarek Üstâd'ım!


Dediler ki, Üstâd'ım Bediüzzaman talebelerinin isimlerini avucunun içinde görür ve onlara dua eder. Benim canım yanar ki, mübarek Üstâd’ım benim adımı da bilip duasına katar mı?


Muazzez Üstâd'ım!


Duydum ki “Benimle gelen pişman olmaz” buyuruyorsunuz. Aceb bu aciz kul “benimle gelen”ler zümresinin içinde midir, yoksa gelemeyip pişman olanlardan mıdır?


Bir vakit medrese-i nuriyede birkaç yıl hizmetle müşerref olmuş, istihdam edilmiş idim. O vakitler, birkaç kelam Üstâd'ıma, birkaç kısa cümle Nurlara ithafen yazıvermek arzu eder ve kalemi elime alıp başlayacağım sırada Halil İbrahim Ağabey'in mektubuna Feyzi Ağabey'in mukabelesi aklıma gelir ve yazmaktan vazgeçerdim.


“Risale-i Nur'un mühim erkânından bulunan ve bu aynı hakikat olan mektubunu bizlere gönderen Halil İbrahim kardeşimizin sözlerini âciz lisanım söylemeye ve âtıl kalemim yazmaya muktedir değilse de, her hususta bu mübarek kardeşimizin fikrine bütün ruh u canımla iştirak ediyorum. Hem kalbime bakıyordum, bu mektubu yazarken lisanıma tercüman olamayan kalbim de aynen bu medhe mânen iştirak edip, beraber o kardeşimle söyler gibi hissedip telezzüz ederim. Eğer söyleyebilseydim, ben de böyle söylerdim.

Feyzi”


O vakitlerdeki efkarım Ahmed Feyzi Ağabey gibi, Nurlara ilk zamanlar muhatab olmuş ağabeylerimin hissiyatlarına bir nebze yaklaşan veya düşünmek ucundan onların hissiyatlarına bakmaya yeltenen nazarımın ifade etmekten aciz olduğu sözleri Nur Külliyatına dercedilmiş mektupları tekrar be tekrar okumam gerektiği ve ağabeylerime sözlerine iştirak etmem gerektiği minvalinde idi. Ben yine burada serd-i kelam etmeye muktedir değilim. Hissiyat-ı acizanemi ve fikriyat-ı naçizanemi izhar eden Ahmed Feyzi Ağabeyimin şu kısa mektubudur:


“Hamd-i bînihaye Kerîm-i Müteâle, salât ü selâm Habib-i Zülcelâle ve onun âl ve ashabına.

Ey bâkîye vâsıl olmuş fâni! Ve ey matlubun bâb-ı rahmetinde oturan mahbûb! Ve ey derecâtın ekmeli olan sıfat-ı abdiyete sülûk edebilmiş bahtiyar! Ve ey Şems-i Tâbân-ı Zülcemâlin karanlıklara aksettirdiği ziyâ-yı hidâyet! Ve ey Habib-i Kuddûsün tarik-i ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şehâb-ı şâşaanisâr! Hatîât ve mâsiyet deryasının korkunç dalgaları arasında inleyen, Hâlık-ı Kerîmin bunca eltafını nankörlükle karşılamaktan başka bir vaziyeti bulunmayan bu ednâ-yı mevcudat, nâil olduğun derece-i makbuliyetten bir katresinin olsun, kendine ihdâsını senin şefkat ve kereminden bekliyor. Ne olur, beni kendine alıp hizmetinle müşerref kılsan. Ne olur, Habib-i Kibriyâya benim de kendisinin hizmetine intisabım için ve Onun uşşâkının asgarı ve hikmet ve nurunun dellâlı olmaklığım için yalvarsan, ah!

Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle

mütehassir ve nâlân, ahkar-ı mahlûkat

Ahmed Feyzi”


Nurani Müdafa

Sizden Gelenler

23 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page