top of page
  • Yazarın fotoğrafıNurani Müdafa

Üstâd Bediüzzaman Hazretleri'nin Risale-i Nur için "gazete gibi okumayınız" sözünü nasıl anlamalıyız

Güncelleme tarihi: 6 Mar 2022

Cevap


Üstâd Bediüzzaman Hazretleri'nin "gazete gibi okumayınız" sözü Mektubat eserinde 12. Mektup'ta geçmektedir. (Bkz. Mektubat, s. 42)


Bu söz, bir çok hakikati ihtiva etmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır;


Gazetede dikkat çeken manşetlere hızlı bir şekilde bakılır. Gazete okuyan kişi dikkatini çeken yerleri okur diğerlerine iltifat etmez. Ama Risale-i Nurlar böyle okunmaz. O yüzden gazete gibi okumayınız, deniliyor. Bir ciheti budur.


Aynı zamanda gazete günlük haberlerden bahseder. Ve dünyevidir. Ama Risale-i Nurlar öyle değildir. Ahirete bakar ve ebedî hayatımıza lazım olan iman vesikası konusunda bize yardımcı olur. Bu sözün bir diğer vechesi de budur.


Gazetedeki yazılar başkalarının yazılarıdır ve haberleri aktarmalarıdır. Ama Risale-i Nur öyle değildir. Bize gönderilmiş ve yazılmış hususi bir kitap gibidir. Bu asrın hastalıklarını tam teşhis eder. Ve aynı zamanda Mektubat eserinde talebeliği anlatırken Üstad Bediüzzaman Hazretleri, şöyle der; "Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: Sözler'i kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin."(Mektubat, s.344)


Gazete gibi okumamak konusunun bir diğer ciheti şudur; Gazete ilmilikten uzaktır. Subjektif mütaalalar, dedikodu ve spekülasyonlar ihtiva eder. Risale-i Nur'a böyle sathi bakılmaz. Risale-i Nur ise; bir ilim, bir okul, bir akademi gibi tetkik ve çalışmaya ihtiyaç gösterir.


Risale-i Nur’un ilmi yönü hakkında şu ifadeler geçmektedir;

"İman hakikatlerinin izahı olduğu için hem ilim hem marifetullah hem huzur hem ibadettir." (Emirdağ Lâhikası 2, s. 231)


"İnşâallah Kur'ân'a ait mesaille iştigal, bir nevi manevî mütefekkirane Kur'ân okumak hükmündedir. Hem ibadet hem ilim hem marifet hem tefekkür hem kıraat-ı Kur'ân manaları risalelerin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız." (Barla Lâhikası, s. 331-332)


Tarihçe-i Hayat eserinde geçtiği üzere;

"Risale-i Nur, sübjektif nazariye ve mütalaalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur'an'ın hakikatlerini rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır." (Tarihçe-i Hayat, s. 681)


Risale-i Nur’un bir okul, mekteb gibi olması ile ilgili de yine Tarihçe-i Hayat eserinde şunlar geçmektedir;

"Nur mekteb-i irfanının talebeleri, kalpler üzerinde işler, emniyet ve asayişin bekçisini kafalara, kalplere yerleştirir." (Tarihçe-i Hayat, s. 652)


Risale-i Nur’un serbest bir üniversite gibi olması ile ilgili olarak da Şualar eserinde şu ifadeler geçmektedir;

"Risale-i Nur'un organize edilmemiş serbest bir üniversiteye benzeyen tahsiline eserleri okumak suretiyle devam edenler ise Kur'an ve imana hizmet etmekten başka herhangi dünyevî bir maksat taşımıyorlar." (Şualar, s. 548)


Evet bu mânâları göz önüne alarak Nurları okumak gerekir.


Gazete gibi okumayınız sözünden çıkabilecek diğer mânâlar ise şunlardır;

Risale-i Nur’un tamamının okunması. Yani gazete gibi bir kısmının okunup bir kısmının bırakılması mânâsının olmaması gerektiğine vurgu yapılıyor.


Dikkat, tefekkür ve devamlı olarak okumak kastı da bu ifadeye dahildir. Nitekim gazete dikkat ile değil üstünkörü, tefekkür ile değil yüzeysel, devamlı olarak değil arada bir okunur.


Aynı zamanda gazete okunduktan sonra işlevini bitirir ve başka işte kullanılır. Ama Risale-i Nur eserleri ise okunup bir kenara bırakılacak bir külliyat değil, cihan-baha eserler külliyatıdır.


Son olarak da bu konu ile ilgili Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nden bir hatıra nakledip, Zübeyir Gündüzalp Ağabey'in bu konuda ne dediği ile bitirelim;


Ağrılı Nusret Kocabay Hoca anlatıyor;

"[Üstad Bediüzzaman Hazretleri] Bana dört şey tembih etti:

1- Küçücük bir dershane aç.

2- Nadir Ahmet'e selam söyle.

3- Nazım Beyle imtizaç et.

4- Gazete gibi okuma!"


"Çıkarken yine Üstâd'ın elini öptüm. Üstâd yine tebessüm etti.

Zübeyir Ağabey çıktıktan sonra bana sordu:

-'Hocaefendi, Üstad sana ne dedi, yani gazete gibi okuma, demekle Üstad ne demek istedi?'

Ben, 'Yani acele okuma diyor' dedim.

[Zübeyir Ağabey]

-'Yok, öyle değil! Sen hoca değil misin, siz de meftuhane mahtumane (*) yok mudur, kitaba başlayınca tatlı filan vermiyor musunuz? Üstâd diyor ki: Başlamış olduğun kitabı sonuna kadar okuyacaksın, öyle başlıklara bakıp bakıp da kapatmayacaksın; yani bir yerine, sonra bir başka yerine bakıp okuduktan sonra kitabı katlayıp bırakmayacaksın; kitabı sonuna kadar okuyacaksın, Üstad bunu diyor' dedi." (Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-1, s. 276)


Burada geçen "mahtumane" tabiri ile ilgili bir bahis Emirdağ Lâhikası 1'de şöyle geçmektedir;

"Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa bir tatlı veya yemek meftuhane veya mahtumane diye vermek âdettir. Aynen bu kaideyi Kâtip Osman'ın üzümünde gördük. Onun yazdığı Asâ-yı Musa'nın tashihini bitirdiğim aynı vakitte mahtumanesi olarak bu üzümün gelmesi, tatlı bir latîfe ve şirin bir hatıra-i hayat-ı medresiye oldu." (Emirdağ Lâhikası 1, s. 179)


Kur'ân-ı Kerim'in manevî tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı'ndan binler mânâlar açılabilir. Ve el-hak söylenilen söz, hepsini de içine alır.


Selam ve dua ile.

Nurani Müdafa Heyeti

293 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page